Bugün 24 Ocak 2010 ; Uğur MUMCU’nun katledilişinin 17. yıldönümü .
Bugün 24 Ocak kararlarının alınışının 30. yıldönümü.
Bugün yaşadıklarımız 24 Ocak kararları ve ardından neoliberal politikaların hayata geçirilmesi, 12 Eylül darbesi ile birlikte topluma zorla giydirilen bir deli gömleğinin sonucudur. 12 Eylül bir altüst oluşun adıdır. Yolsuzluk, yoksulluk, işkence, şiddet, cinayet, ırkçı, şoven, gerici akımlar bugün ülke gündeminde hala baş sıralarda yer almaktadır.
Uğur Mumcu, araştırmacı aydın bir gazeteciydi…Susturulmak istendi. 24 Ocak 1993’te Ankara’da katledildi…Geçen yıllara rağmen cinayet aydınlatılmadı. Ahmet Taner Kışlalı, Abdi İpekçi, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Musa Anter, Metin Göktepe , Kemal Türkler, Doğan Öz ,Cevat Yurdakuler ,Hrant Dink cinayetleri gibi…
Uğur Mumcu’yu anmak demek, inadına yazdıklarını okumak, okutmaktan geçer…
Yobazların, kaçakçıların, hırsızların, sömürücülerin, korkulu rüyası olan Mumcu, din maskesi altında Türkiye’yi emperyalizme teslim etmek isteyenlerin gerçek yüzlerini sergiledi.”Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz” ilkesinden hareketle emperyalizmin, mafya aracılığıyla Türkiye’ye soktuğu silahların terörü körüklediğini kanıtlarıyla gözler önüne serdi. Toplumsal sınıf ve katmanlar arasında dengesizliğin ve sömürünün, planlı devletçilikle önlenebileceğini, devlet kaynaklarını geniş kitleler yerine bir avuç azınlığa aktarmanın bu sorunu çözmeyeceğini savundu.
Kendilerine suikast düzenlenen devrimciler şimdiye kadar pek çok yolsuzluğu ortaya çıkarmışlardır. Karanlıklarda çevrilen dolapları, kredi yolsuzluklarını, devleti milyonlarca lira zarara sokan suistimalleri belgeleri ile bir bir ortaya koyanları susturmak gerekiyordu.
İnsanlara can güvenliği sağlayamamış bir düzene hukuk devleti denilemez. Bu katillerin, hırsızların egemenliğine demokrasi denilemez.
Bu ülkede birbiri ardına cinayetler işlenir ve katiller yakalanmazsa, Sivas Madımak’ta aydınlar diri diri yakılırsa, din adına Malatya’da insanlar katledilirse, çok kültürlülüğe tahammülsüzlükten papazlar öldürülürse, ömrünü ülkemizde ve dünyada herkesin kardeşçe bir arada yaşamını savunarak geçiren Hrant Dink katledilirken o zaman “ devlet içinde devlet” olduğu yolundaki şüpheler kesinlik kazanmaz mı?
Abdi İpekçi’nin katili cezaevinden çıkıyor. Davullarla zurnalarla karşılanıyor. Böylece toplum suça özendiriliyor. Katilerden kahramanlar yaratılan bir ülkede yaşıyoruz.
Bazı kamu görevlileri ile katiller aynı örgütte, aynı eylemde birleşiyorlar. Susurluk’ta kamyona çarpan mercedesten “devlet-mafya-siyaset” üçlüsü çıkarken Şemdinli’de devletin iyi çocukları bombalama yaparken kuyruğundan yakalandılar. Kışkırtıcı ajan kullanılıyor, suç işleniyor, işletiliyorsa demek oluyor ki güç yetmeyen odaklar var.
Her ülkede olduğu gibi Türkiye’ de de CIA bazı devlet kurumlarıyla iç içedir. Kontr- gerilla da devletin yasal yetkililerince denetlenmeyen bir CIA kuruluşudur.
Bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Çağımızda susmayı bir yaşam biçimi olarak benimseyen insanlar vardır. Ellerini kana bulayanlar, içlerindeki korkuları mezar taşlarıyla yaşayanlar, aynı adaletsizliğin ve aynı suçun ortakları değil midir ?
Geçmiş cinayetleri kolaylıkla unutan toplum, bundan sonra dökülecek kanların da sorumluluğuna ortak olacak demektir.
Uğur Mumcu görevini yapan bir aydındı. Onu susturmak, toplumu korkutmak istediler. “ Katilleri bulmak devletin namus borcudur.”diyen yetkililer sorumluluklarını unutup bizi yönetmeyi sürdürmektedirler. Öldürülenler ; laik, demokrat, devrimci, ilerici, yurtsever aydınlardı.
Bizler; tüm öldürülen dostlarımız gibi namusluca, özgürlük ve eşitlik mücadelemizi sürdüreceğiz. Korkmuyoruz, susmayacağız !