Menüler
     Etkinlik Takvimi
‹‹
Eylül  10
››

PT SA ÇR PR CU CT PZ
1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30

Bu Ay İçerisinde 0 Etkinlik Bulundu.
 
     E-Posta Üyeliği
 Adınız :
 Soyadınız :
 E-Posta :
     Hava Durumu
Samsun İçin Hava Durumu
     Ziyaretçi Defteri
Defteri Oku Deftere Yaz
     Anket
 
Hiç Anket Eklenmemiş
 
     Sendika Tv

     Yerel Kanallar


Genel Başkan Zübeyde Kılıç’ın 7. Dönem 6. Başkanlar Kurulu Açılış Konuşması

Şube ve temsilciliklerimizin değerli başkanları, değerli mücadele arkadaşlarım 7. dönem 6. Başkanlar kurulumuzda üç gün boyunca gerçekleştireceğimiz tartışma ve değerlendirmelerin önümüzdeki mücadele sürecine ışık tutacağı inancıyla hepinizi Eğitim Sen MYK adına saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz.

Başkanlar Kurulumuzu, Türkiye sendikal mücadele tarihi açısından özel bir anlam taşıyan 25 Kasım Uyarı Grevimizin ardından, bu önemli eylemin değerlendirmesini de içeren bir gündemle yürüteceğiz.

Başbakanın Libya’ya giderayak gerçekleştirdiği tehditlere, işkollarına dönük ciddi baskı ve sindirme politikalarına karşın, asla geri adım atmadan milyonlarca emekçinin katılımıyla hayatı durdurduğumuz, adeta alanlara aktığımız 25 Kasım Uyarı Grevi, kamu emekçilerinin uzun soluklu mücadele tarihine düşen önemli bir not olmuştur. Kamu emekçileri fiili ve meşru mücadelenin bugünlere yansıyan bir tavrı ile Grev hakkının Grev yapılarak kazanılacağı anlayışının yaşamdaki gerçek karşılığını oluşturmuşlardır.

Bu eylemin biz eğitim emekçileri açısından apayrı bir tarihi önemi daha vardır. 2009 yılı 1969 TÖS Büyük Öğretmen Boykotunun 40. yılıdır. 1969’ dan 2009’a uzanan bu tarihsel süreç eğitim emekçilerinin onurlu, direngen, mücadelesinin birleştiği nokta olmuştur.

25 Kasım eylemimizin hemen öncesinde TÖS, TÖB DER üye ve yöneticisi değerli mücadele büyüklerimizin destekleri bize büyük güç vermiştir. Bu vesileyle kendilerine bir kez daha teşekkür ediyoruz.

25 Kasım eyleminin bizler açısından en anlamlı yanlarından biri de eğitim iş kolunda öğrenci ve velilerimizden, genel anlamda ise halkımızdan aldığımız yoğun destek olmuştur. Buradan taleplerimizin aynı zamanda halkımızın talepleri olduğuna ilişkin ifadelerimize olan güvenleri ve desteklerinden dolayı sevgili öğrencilerimize, velilerimize ve tüm halkımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz.

25 Kasım kamu emekçilerinin bir itirazı idi, uyarısı idi..

25 Kasım eğitimin ticarileştirilmesine, muhafazakarlaştırılmasına, niteliksizleştirilmesine itiraz olmuştur.

25 Kasım AKP’ nin halkı açlık ve yoksulluğa iten emek düşmanı politikalarına itiraz olmuştur.

25 Kasım eşitsizliğe ve adaletsizliğe, anti demokratik politika ve uygulamalara itiraz olmuştur.

25 Kasım krizin bedelinin emekçilere ödettirilme çabalarına itiraz olmuştur.

Kriz Bütün Hızıyla Devam Ediyor…Bedeli Emekçilere Yükleniyor..
Emekçiler olarak yaşamımızın her aşamasında çok açık bir şekilde hissettiğimiz gibi, düze çıkılmamış, kriz hükümet çevrelerinin söylemlerinin aksine giderek yapısallaşmıştır.

IMF ve Dünya Bankası Guvernörlerince İstanbul’ da gerçekleştirilen toplantıda, krizin önümüzdeki süreçte yaratacağı sonuçlara ilişkin olarak, bizzat bu işi yönetenlerce ifade edilenler durumun vehametini bütün açıklığı ile ortaya koymuştur. Bu durum, sermayenin krizin yükünü emekçilere ödetmeye odaklanmış politikalarının kararlılıkla devamı anlamına gelmektedir. AKP hükümetinin bu doğrultudaki tutumunu kararlı bir şekilde yürüttüğü, hükümet bütünlüğünde uyguladığı politikalarla açık ve net bir şekilde ortadadır. 2010 bütçesi ise bunun en önemli göstergelerindendir.

Önümüzdeki sürecin ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda nasıl yürütüleceğine dair önemli ipuçları veren 2010 bütçesi halkın, emekçilerin sorunlarına çözüm üreten bir bütçe değil, sermayenin krizine çözümler üretme anlayışı ile hazırlanmış bir bütçedir.

2010 Bütçesi Emekçilerin Değil, Sermayenin Bütçesidir.
2010 bütçesi Mayıs yerine Eylül ayında oldukça gecikmeli olarak açıklanmıştır. Bu durum bütçe sürecinin iyi yönetilmediğinin göstergelerinden biridir.


Vergi gelirleri için öngörülen %18,2’lik artış yeni vergiler ve vergilerde artış demektir. İşverene vergilere ilişkin getirilen teşvikler bu yükün de sonuç itibariyle emekçilerin sırtına yüklenmesi anlamına gelmektedir. Bütçe açığı tahminleri 50 milyar olarak öngörülse de, gerçek rakamın bunun çok üzerinde olacağı değişik ekonomi çevrelerince ifade edilmektedir. Bütçe açığını kapatmanın yolunun kamusal harcamalarda tasarruf ve vergi oranlarının artırılması olacağı açıktır. Bakan Şimşek’in Çarşamba günü basına yansıyan; doğrudan vergiler artırılacak sözü bunu doğrulayan ilk adım olmuştur. Artan işsizlik oranları ve milyonlarca vatandaşın sıfır gelir durumuna gelmesi kişi başına düşecek vergi yükünü de artıracaktır. 2009’ da % 67 olan dolaylı vergi oranları 2010 için % 70 olarak belirlenmiştir. Bu halkın ağır vergi yükü altında kalması demektir. Görülen odur ki 2010 bütçesi halkı ve emekçileri gözeten değil, halka ve emekçilere yük bir bütçedir.
Bütçe rakamları göstermektedir ki 2010’da kamusal harcamalar giderek kısılacak ve kamu hizmetlerinin niteliği giderek düşecektir. Yeşil kartlılara ayrılan kaynak sadece % 4 artırılmıştır. 4.6 milyar TL’ ye tekabül eden bu rakam, 2009 İşveren prim indirimi olan 5 milyar TL’ ye dahi ulaşamamıştır. Yani 2010 bütçesi sosyal bir bütçe değil, sosyal devlet kırıntılarını dahi ortadan kaldıran nitelikte bir bütçedir.
2010 bütçesinde tarıma ayrılan pay 5.6 milyar TL’ dir. Tarımsal üretimin yok olmasına, gıda fiyatlarının artmasına yol açacak bu bütçe açlık ve yoksulluk bütçesidir, tarımda yıkım bütçesidir.
Kamu çalışanları için belirlenen %2.5+2.5 zam bütçenin niteliğini en net ifade eden göstergelerden biridir. Bakan Şimşek aynı açıklamasında doğrudan vergilerdeki artışın kamu çalışanlarının maaşlarına % 2.2 yansıyacağını da belirtmiştir. Yani gelen zam şimdiden gitmiştir. Kaldı % 5.3 olarak tahmin edilen ve bunun çokça üzerine çıkacağı aleni olan enflasyonu da dikkate kattığımızda maaşlarımızdaki reel düşüşler ortaya çıkacaktır. Yani bu bütçe kamu çalışanlarının sorunlarına çare olacak değil, kamu çalışanlarını sefalete mahkum edecek bir bütçedir.
Savunmaya ayrılan pay eğitim bütçesinin iki katıdır. 2009 yılında 27 milyar 883 milyon TL olan Milli Eğitim bütçesi, 2010 yılı için 28 milyar 237 milyon 412 bin TL olarak öngörülmüştür. Bu da, MEB Bütçesi’nin 2010 yılı GSYH içindeki payının % 2.74’te kalacağını göstermektedir. Yani, yeni yılda sadece % 1 (354 milyon TL) dolayında bir artış hedeflenmektedir. Oysa aynı tasarıda 2010 yılı enflasyon oranı % 5,3 olarak tahmin edilmektedir. Böylece, artış oranı ve enflasyon dikkate alındığında eğitim bütçesinin reel olarak azaldığı görülmektedir. Ayrıca, bu hesaba, öğrenci sayısındaki artış, buna uygun olarak artan okul, derslik, öğretmen ihtiyacı dâhil edildiğinde eğitim kalitesinin daha da düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Tüm bunlar dikkate alındığında önümüzdeki yılın eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler açısından çok daha zor geçeceği anlaşılmaktadır. 2010 bütçesi eğitimi tamamen paralı hale getirme ve eğitimin yükünü bütünüyle velilerin sırtına yükleme bütçesi olarak tarihe geçecektir.
Hükümet önümüzdeki süreci, baskı ve zor ile kontrol altında tutma kararlılığındadır..
Önümüzdeki sürecin emekçiler açısından oldukça zorlu geçeceği açıktır. Hükümetin süreci, baskı ve zor ile kontrol altında tutma kararlılığında olduğunun örnekleri üst üste yaşanmaya başlamıştır.

25 Kasım Grevimize, ulaşım işkolunda ciddi bir katılım sağlayan sendika üye ve yöneticilerimize işten el çektirilmesi ve hemen ardından bu uygulamaya tepki için gerçekleştirilen 2. Grev sürecindeki baskı ve engellemeler, işlerine ve geleceklerine sahip çıkmak üzere Ankara eylemini gerçekleştirilen Tekel işçilerine yönelik adeta savaş görüntülerine varan saldırılar, İtfaiye işçilerinin eylemine aynı saldırgan tutumla müdahale, sağlık hakkı ve meslek onuruna sahip çıkmak için kepenk kapatan eczanelerin sözleşmelerinin tek taraflı iptali gibi gelişmeler hükümetin emekçilere yönelik olarak önümüzdeki süreçte yürüteceği politikaların açık göstergeleridir.

Peki neden direnişte eylemdedir, bunca emekçi. Bu ülkenin, bu ülke halkının varlıkları bir bir yabancı sermayeye yok pahasına satılmaktadır. Emekçilere yansıması ise işsizlik, açlık ve sefalet olmaktadır. Tekel işçileri sokaktadır, çünkü 6 sigara fabrikası bir İngiliz-ABD şirketine satılmış 12 bin işçi sokağa atılmıştır. İşçilere gösterilen adres ise 4/C’ olmuştur. Yani ya ölüme razı olacaksın, ya sıtmaya. İtfaiye işçileri sokaktadır, çünkü böylesine hayati bir hizmette taşeronlaştırma uygulamalarının sonucunda bir anda kapı önüne bırakılmışlardır. Vatandaşın yangında can güvenliği ve emekçinin yaşamı yok sayılmıştır.

Bu politikaların açık adı emekçilere saldırı, çalışma ve yaşam hakkını ortadan kaldırmadır. Bunun sadece emekçilere yönelik olmadığı, emekçileri işsizliğe mahkum etmek, iş güvencesini ortadan kaldırmak, var olan hakları bir bir geri almakla sınırlı kalmadığı açıktır.

Bu adımlar en temel kamusal hizmetleri bitiren adımlardır. Halkımızı sadece açlık ve yoksulluğa değil, eğitimsiz, sağlıksız, güvencesiz bir yaşama mahkum eden adımlardır. Bu adımlar yaşamımızın her anının paraya tahvil edilmesi demektir.

Tam da bu nedenle AKP’ nin emek düşmanı, halk düşmanı politikalarına sadece emekçilerin değil bir bütün olarak tüm ezilenlerin ve mağdurların dahil olacağı emek eksenli ortak bir duruş sergilemek gerekir. Çünkü bu politikalar bizi sadece ekonomik anlamda değil, demokratik, sosyal, siyasal anlamda da kuşatan ve yaşam hakkı tanımayan politikalardır. Emek ve Demokrasi mücadelesinin bütünlüğü şimdi her zamankinden daha fazla ve daha gerçekçi bir zemin üzerinde birleşme olanağına sahiptir.

Son Siyasal Gelişmeler Biz Emekçilerde Derin Soru İşaretleri ve Kaygılar Yaratmaktadır.
Son siyasal gelişmeler emeğin haklarına yönelik saldırılar ile demokrasi karşıtı uygulamaların iç içe yürütüldüğüne dair örnekleri net bir biçimde ortaya koymaktadır. “Demokratik Açılım” tartışmalarının hemen akabinde DTP’ ye yönelik kapatma kararı bu duruma ilişkin en açık örneklerden biridir.

Biz emekçiler; bir yandan “Demokratik Açılım” tartışmaları sürerken , diğer yandan DTP’ nin kapatılmasına varan bir karara anlam veremiyoruz. Çünkü bu kararın uzun yıllardır devam eden, nice canlarımızın yitirildiği, emeğimizin, alın terimizin akıtıldığı, kardeşi kardeşe düşman kılan bir çatışmanın durabileceğine, silahların susabileceğine dair umutları bir çırpıda yok edebileceğini biliyoruz.

Biz, bir yandan “Demokratik Açılım” tartışmalarının muhataplık meselesine indirgendiği, kilitlendiği bir noktada, milyonlarca seçmenin oyuyla meclise taşınmış ve bu sürece dair çözümün adımlarını demokratik siyaset alanında barışçı yöntemlerle atabilecek bir yasal siyasal muhatabın bir anda ortadan kaldırılmasının yaratacağı sonuçlardan endişe duyuyoruz.

Dün Diyarbakır’ da Barış ve Demokrasi Partisi’nin yöneticileri ve Belediye Başkanlarının içinde bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alınması başta İHD olmak üzere çeşitli kurumlara yönelik düzenlenen operasyonlar sürecin gidişatına dair endişelerimizi doğruluyor..

Sokaklar ırkçı kalkışmalarla yeniden hareketlenmeye başladı. Etnik kimlik üzerinden halkları birbirine kırdırma niyetinde olanlar fırsat kolluyor. Yeni ölüm haberleri geliyor. Tokat Reşadiye’de yaşamını kaybeden erlerimiz, İstanbul’da Molotof kokteylli saldırı sonucu yaşamını yitiren Serap, Diyarbakır’ da herkesin gözleri önünde öldürülen Fen Edebiyat Fakültesi öğrencisi Aydın, bu ülkenin dağlarında yaşamını yitiren gencecik insanlar, hepsi bu ülkenin çocukları, yüreğimiz hepsi içinde ayrı kanıyor. Artık bir gencecik bedenin daha ölümüne, bir ananın daha yüreğinin yanmasına tahammülümüz yok.

Tüm toplum yaşamını derinden etkileyebilecek oldukça hassas ve kritik bir dönemeçteyiz. Ya bir arada kardeşçe yaşamayı seçeceğiz, ya da kardeşler arası çatışmayı, ya barışı işaret eden yola yöneleceğiz ya da savaşı, ya emeğimizin, alın terimizin silaha, mermiye, topa, tanka dönüşmesini tercih edeceğiz ya da soframızdaki ekmeğe, zeytine.

Biz yolumuzu çoktan çizdik, bu ülke halklarının tümünün, kimliklerinden korku, kaygı duymadan, kendilerini özgürce ifade edebilecekleri, anaların gözlerinde yaş, çocukların dillerinde kilit olmayan barışın Türkiye’sini seçtik ve bu yolda adım atmaya kararlıyız.

Süreç geri dönülmez bir noktada değildir. Başta Anayasa olmak üzere, siyasi partiler ve seçim yasalarında gerçekleştirilecek bir dizi değişiklik ve Kürt sorununun çözüm niyetini pratikte ispata yönelik bir dizi adım umutları yeniden yeşertebilir. Bu anlamda biz emekçiler bir kez daha Kürt sorununun çözümünde demokratik siyaset alanını işaret eden adımların en kısa sürede atılması gerektiğini ifade ediyor ve parlamentoyu bu konuda göreve çağırıyoruz.

Eğitim Alanında Neler Oluyor..
AKP’ nin sermayeye hizmet anlayışı temelinde şekillenmiş politikalarının başta eğitim ve sağlık olmak üzere temel kamusal hizmetlerin niteliğini giderek ortadan kaldırdığını, eğitimde gerici kadrolaşma ve muhafazakarlaşmaya ilişkin köklü adımlar attığını, eğitim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını her geçen gün daha da zorlaştıran bir dizi uygulamaya imza attığını ifade etmiştik.

Son günlerde ard arda yaşanan gelişmeler bu tespitin doğruluğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’ nun, göreve gelmesinin hemen ardından ettiği iyimser laflar, yerini kısa sürede “otomatik pilot” un rotasına terk etmiştir. “Artık sözleşmeli atama yapılmayacak” diyen bakanın aksine, son atamalarda kadroya geçen sözleşmeli öğretmenlerin yerine yine sözleşmeli öğretmen alımı başvurusu açılmıştır. Şubat atamalarını da ortadan kaldıran sayın bakanın öğretmen açığını kapatma yolunda attığı adım bu yıl sadece 3700 yeni atamayla sonlandırılmıştır. Onca kalabalık sözün yarattığı bu sonuca “dağ fare doğurdu” dışında ne denebilir.

Bu gelişmelerin hemen ardından bir Tv programında “eğitimde fırsat eşitliğini sağladık” diyen Çubukçu’ ya soruyoruz.. Eğitimde fırsat eşitliğini, tutulmayan sözlerle mi, yaklaşık 400 bin ihtiyaca karşın 3700 atamayla mı, işsiz öğretmenler ordusunu çoğaltarak mı, eğitimde yaşanan eşitsizlikleri körükleyen, eğitimi adeta sokağa terk eden bir zihniyetle hazırlanmış 2010 bütçesi ile mi sağladınız?

Son günlerin en güncel tartışmalarından biri de katsayı tartışmaları olmuştur. Özellikle Yusuf Ziya Özcan’ın YÖK başkanlığına getirilmesinin ardından, adeta AKP’ nin yüksek öğretim alanındaki bir kolu durumuna getirilen YÖK ard arda siyasal kararlar almaya devam etmektedir.

AKP’ nin seçmenini tahkimat, İHL’ leri güçlendirerek muhafazakarlar ülkesinin arka bahçesini düzenleme gibi temel niyetleri, “meslek liselilerin mağduriyetini çözme” paravanının arkasına gizleyen YÖK, sanal umutlar yaratarak, mesleki eğitimin devasa sorunlarını katsayı tartışmalarının gölgesine alarak, sonuçta dershane sektörüne verimli bir pazar daha yaratmış, milyonlarca veli ve öğrenciyi mağdur etmiştir. Bütün liseleri İmam Hatip’e dönüştürme planını rahatça ortaya döken, hukuku dolanırız pervasızlığına kadar varan Özcan belli ki AKP’ nin iyi memuru olma konusunda son derece kararlıdır.

12 Eylül darbeci zihniyetinin bu ülkeye armağanı olan YÖK’ün Bologna süreci temelinde attığı adımlarla yüksek öğretimi piyasanın emrine sunma, bilimi sermayenin hizmetine verme, gerici kadrolaşma ve politikalar aracılığıyla üniversiteleri kuşatma işlevi güçlenerek devam etmektedir.

Gelinen nokta göstermiştir ki yüksek öğretimin bir süre daha YÖK’ e terk edilmesi bir eğitim cinayetidir. Sicili hayli kabarık olan Yusuf Ziya Özcan derhal istifa etmeli, YÖK’ün varlığı yarattığı bütün sonuçlarla birlikte acilen sona erdirilmelidir.

Türkiye ekonomik, sosyal, siyasal anlamda devasa sorunlarla karşı karşıyadır. AKP hükümeti bu sorunlara çözüm üretmenin değil, sorunları emekçilerin sırtından çözmenin hükümeti olduğunu yıllardır süren politikaları ile ortaya koymuştur. Biz Eğitim ve Bilim emekçilerinin bu gidişata daha fazla tahammülü yoktur. Zaman geleceğimize, ülkemize sahip çıkma zamanıdır.AKP eliyle sürdürülen sömürü politikalarıyla açlık ve yoksulluğa itilen halkımızın, emekçilerin, tüm mağdurların, eşitlik, adalet, demokrasi ve barış içinde kardeşçe bir yaşam yaratma noktasında kendi seçeneklerini ortaya çıkaracaklarına olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyorum.


 
25.12.2009
Bu haber 56 kez okunmuştur
 
 Haberi Yazdır  Tavsiye Et  Yukarı Çık
Yorumlar
1 - 7 Arası / Toplam 0 Yorum Gösteriliyor
Yorum Göndermek İçin Tıklayın

Bu Habere Ait Yorum Bulunmuyor
     Emek Haber
     Yazarlarımız
Yrd. Doç. Dr. Hasan AYDIN
DOĞRULUK, GERÇEKLİK VE BİLİM EĞİTİMİ
Yrd. Doç. Dr. Melda Yaman Öztürk
YÜZYILIN KRİZİ
Canani KAYGUSUZ
MESELE, ‘OLMAK YA DA OLMAMAK’ MI?
ÖZGÜR NARİN
Kapitalist toplumda bilim yol gösterici olabilir mi?
     Gazeteler
 
 
     Nöbetçi Eczane
 
  07 Eylül 2010 Salı

Bugüne Ait Kayıt Bulunamadı
 
     Bizden Haberler
›› YENİ DOĞUM : Pelin Koskos

›› YENİ DOĞUM : Yankı Aloğlu

›› EVLİLİK : Nurcan Aktaş

›› GEÇMİŞ OLSUN : Aynur Kayan'ın annesi

›› VEFAT : Ender Ertosun'un annesi vefat etmiştir.

›› GEÇMİŞ OLSUN : Zafer Kurt

›› VEFAT : Emine Türker ve Meryem Saral'ın annesi vefat etmiştir.

›› VEFAT : Esra Kocaman'ın babası vefat etmiştir.

›› VEFAT : İsmet Yüksel vefat etmiştir.

›› YENİ DOĞUM : Funda Dümen'in bebeği dünyaya gelmiştir.

›› YENİ DOĞUM : Ömür çağan Aydın

›› VEFAT : İlyas Mete'nin Babası

›› GEÇMİŞ OLSUN : Zeki Karataş'ın annesi

›› YENİ DOĞUM : Asya Sancak

›› GEÇMİŞ OLSUN : Emekli üyemiz Faik Güneş

›› VEFAT : Sema Çepni'nin babası vefat etmiştir.

›› YENİ DOĞUM : Mira Bayrak

›› EVLİLİK : Sedat-Narin

›› GEÇMİŞ OLSUN : Ulaş Efe Sakarya

›› VEFAT : MYK üyemiz Ünsal Yıldız'ın babası vefat etmiştir.

›› VEFAT : Muharrem Yıldırım'ın annesi vefat etmiştir.

›› VEFAT : Hasan Basri Söyler'in babası vefat etmiştir.

›› VEFAT : Saim Özgan'ın annesi vefat etmiştir.

›› EVLİLİK : Hasan Demir

›› VEFAT : Yüksel Ateş'in babası vefat etmiştir.

›› VEFAT : Üyemiz Nevin Can'ın babası vefat etmştir.

›› VEFAT : Nahit Karahan'ın eşi vefat etmiştir.

›› YENİ DOĞUM : Neva Bozbek

›› VEFAT : Ayşe Altuğ'un annesi vefat etmiştir.

›› GEÇMİŞ OLSUN : Nahit Nabi Biton


Copyright 2008 ©
EĞİTİM SEN SAMSUN ŞUBE
Tasarım ve Programlama : Teraweb