2010 Bütçesi Krizin Faturasını Halka Yüklüyor, Eğitim Yine Sermayenin Bütçesinde Feda Ediliyor!
Eğitim Sen Merkez Yönetim Kurulunun açıklaması.
Bilindiği gibi, bugünlerde TBMM Genel Kurulu’nda 2010 yılına ait bütçe kanunu tasarısı görüşülmektedir. Bu tasarı her zamanki gibi, emek örgütleri dışarıda tutularak ve Orta Vadeli Program’ın üç ay gecikmeli olarak açıklanması sonrasında Meclis’e sunulmuştur. Bu tasarı krizin faturasını yoksul emekçi halk kesimlerinin üzerine yıkmayı amaçlayan bir tasarıdır.
% 3.5 büyüme hedefi gerçek dışıdır...
2009 yılında Türkiye ekonomisinin % 6 oranında küçüldüğü resmi olarak açıklanmıştır. Krizden çıkılmakta olduğuna dair iddialara rağmen, kapasite kullanım oranları, işsizlik, tüketici ve üretici güven endekslerindeki son gelişmeler bu iddiaları yalanlamaktadır. Keza, IMF gibi örgütler dahi 2010 yılı için dünyadaki büyüme oranlarının % 0,5 ile % 1 arasında olabileceğini, dış ticaret hacminin daralmaya devam edeceğini bildirmektedirler. Türkiye’deki 2003–2007 dönemindeki büyümenin temel kaynağı olan uluslar arası sermaye hareketleri ise 2009 yılında % 82 oranında azalmıştır. Dışarıda bunlar olurken içeride özel sektör yatırımları daralmaya devam etmektedir. Kamu sabit sermaye yatırımlarının bütçe içindeki payının 2010 yılında da % 6,5, GSMH içindeki payının % 1,8 ile sınırlı kalması planlanmıştır. Bu verilere göre ekonominin 2010 yılında % 3,5 büyüyeceği öngörüsü gerçek dışıdır.
İşsizlik, yoksulluk artacak: 2010 bütçesi krizden çıkış bütçesi değildir...
Kamu emekçilerine sadece % 2,5’lik zam öngörülmesi, tarım kesimine verilen desteklerin 2008 yılının gerisinde kalarak 5,6 milyar TL’de tutulması, yeşil kartlı yoksullara ayrılan ödeneğin sadece % 4 artırılarak 4,6 milyar TL’de sabitlenmesi ve resmi olarak her yıl 1 milyon çalışanın işsiz kalması ve böylece gerçek işsizlik oranının % 30’ları bulması bu kesimlerin gelirlerinin, dolayısıyla da tüketim ve yatırım harcamalarının düşmesine neden olacaktır. Tüm bunlar 2010 yılında beklenen toparlanmanın hayal olduğunu ve AKP Hükümeti’nin tükenmekte olduğunu ortaya koymaktadır.
Krizin faturası halka...
2010 yılında bütçe açığının en iyimser ihtimalle (hükümetin tahminlerine göre) 50 Milyar TL’yi aşması beklenmektedir. Böyle bir açığın enflasyonu körüklemesinin, faiz oranlarını daha da yükseltmesinin, rantiyeyi daha da zengin etmesinin ve kamu borç stokunu daha da artırarak gelecek kuşak emekçileri daha da yoksullaştırmasının yanı sıra, yaşamını emeğiyle sürdüren milyonların reel ücretlerini daha da düşürmesi ve onları daha yüksek bir vergi yükü altına sokması kaçınılmazdır. Yani krizin bedelini yine geniş halk kitleleri daha fazla işsizlik, daha fazla yoksulluk, daha düşük reel ücretler ve daha ağır vergi yükleriyle ödemeye devam edecektir. Kaldı ki krizin bedeli emekçi halk katmanlarına yüklenirken, sadece vergi oranlarının yükseltilmesi amaçlanmamakta, tasarıdan da anlaşıldığı üzere kamu harcamalarının daha da kısılması hedeflenmektedir.
Nitekim tasarıya göre vergi gelirlerinde yüzde 18,2’lik bir artış öngörülmektedir. Bu artışın çok büyük kısmı tüm halkın ödediği KDV ve ÖTV’’den sağlanacaktır. Böylece, gelir vergisinin de çoğunluğunu ödeyen emekçi halk, zaten ağır olan ÖTV ve KDV’ye getirilecek yeni artışlarla daha da yoksullaştırılacaktır. Diğer yandan, yeni bütçeyle halka daha az ve daha niteliksiz eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetini layık gören AKP iktidarı sermaye kesimine, prim ödemelerinde sağladığı 5 puanlık indirimle, tarıma aktarılan kaynaktan daha fazla (4,8 milyar TL) kaynak sunmaktadır.
Eğitim hizmetleri için ayrılan pay reel olarak azalmaktadır...
2009 yılında 27 milyar 883 milyon TL olan Milli Eğitim bütçesi, 2010 yılı için 28 milyar 237 milyon 412 bin TL olarak öngörülmüştür. Bu da, MEB Bütçesi’nin 2010 GSYİH’si içindeki payının %2.74’te kalacağını göstermektedir. Yani, yeni yılda sadece % 1 (354 milyon TL) dolayında nominal bir artış hedeflenmektedir. Oysa aynı tasarıda 2010 yılı enflasyon oranı % 5,3 olarak tahmin edilmektedir. Böylece, artış oranı ve enflasyon dikkate alındığında eğitim bütçesi reel olarak azalmaktadır. Ayrıca, bu hesaba, öğrenci sayısındaki artış, buna uygun olarak artan okul, derslik, öğretmen ihtiyacı dâhil edildiğinde eğitim kalitesinin daha da düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Nitekim Milli Eğitim Bakanlığı okullara yeterli ödenek ayırmadığı için eğitim harcamalarının önemli bir bölümü öğrenci velilerinin üzerinden çeşitli adlar altında karşılanmaktadır. Öngörülen eğitim bütçesi rakamları, aynı durumun 2010 yılında da süreceğini göstermektedir. Dikkat çekici olan bir diğer boyutsa, toplam savunma harcamalarının %6’lık payla birlikte eğitim harcamalarının neredeyse iki katı olarak konumunu sürdürmesidir.
2010 yılı eğitim bütçesinin gerek genel içeriği, gerekse eğitime ayrılan payın ihtiyacın çok altında olduğu gerçeği dikkate alındığında, önümüzdeki yılın eğitim emekçileri, öğrenciler ve öğrenci velileri açısından çok daha zor geçeceğini anlaşılmaktadır. AKP Hükümeti, eğitimin sorunları arttıkça eğitimi kamu kaynaklarıyla finanse etmek yerine, bütçeden yeterli pay ayırmayarak, eğitimin ve yükseköğretimin giderlerini tamamen yurttaşların üzerine yıkmak istemektedir. 2010 bütçesi eğitimi tamamen paralı hale getirme ve eğitim hizmetlerini ticarileştirme bütçesi olarak tarihe geçecektir.
2010 yılı için öngörülen bütçe rakamları ile eğitim sisteminde yapısal hale gelen fiziki alt yapı, öğretmen, idari ve akademik personel açıkları, araç gereç gereksinimi vb sorunların ve ihtiyaçların karşılanabilmesi mümkün değildir. Türkiye ekonomisinin kapitalizmin derin krizinin içinde debelendiği dikkate alındığında, 2010 yılının, tüm halkımız gibi, eğitim ve bilim emekçileri, öğrenci ve veliler açısından önceki yıllara göre çok daha sıkıntılı bir yıl olacağını söylemek abartı olmayacaktır.
Oysaki eğitimden beklenen amaçların gerçekleşmesi, artan öğrenci sayısı, derslik açıkları, eğitimin niteliğinin yükselmesi, fiziki alt yapı ve donanım eksikliklerinin giderilmesi, sınıf mevcutlarının bilimsel kriterlere göre en uygun mevcuda indirilmesi ve öğretmen açıklarının giderilmesi için özellikle MEB yatırım bütçesinin reel olarak arttırılması zorunludur. Aksi takdirde, sorunlar artarak sürecek ve bu durumdan en büyük zararı bir bütün olarak eğitim sistemi görecektir.
Eğitim ve bilim emekçilerinin, herkese eşit ve nitelikli bir eğitim hizmeti sunabilmesi için;
Milli gelirden kamu eğitimine ayrılan pay ilk adım olarak en az iki katına çıkarılmalı, kamu üniversitelerinin payı ise, yükseköğretimin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yükseltilmelidir. Okulların ve üniversitelerin temel gereksinimlerini karşılamak için okullara genel bütçeden yeteri kadar ödenek ayrılmalıdır, Üniversite bütçelerinde yeterli artış sağlanmalı, üniversitelerin bütün giderleri kamu bütçesinden karşılanarak, yükseköğretimdeki ticarileştirme uygulamalarına son verilmelidir. Öğretmen açıklarının kapatılması için yeterli sayıda kadrolu öğretmen ve öğretim üyesi ataması yapılmalı, eğitim ve bilim kurumlarında kadrosuz ve iş güvencesiz çalıştırma uygulamalarına derhal son verilmelidir. Tüm eğitim ve bilim emekçileri için vergisel teşvikler sağlanmalıdır. Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir nokta, bütçenin halktan yana bir çizgide şekillenmesinin ancak örgütlü mücadele ile mümkün olduğunun unutulmamasıdır. Bunun yolu sendikaların ve emek mücadelesinin yükseltilmesidir. Bu noktada eğitim emekçileri örgütlü mücadelelerini yükselterek sürdürmeye kararlıdır. Eğitim Sen, bu mücadelenin ön safındadır.